Sakıp Sabancı Müzesi — Agnes Denes’in sanatsal pratiğini farklı açılardan ele alan “Yaşayan Piramit Konuşmaları” serisini sizin için derledik.

Sakıp Sabancı Müzesi
6 min readMay 5, 2023
Sakıp Sabancı Müzesi Agnes Denes Yaşayan Piramit
Sakıp Sabancı Müzesi — Agnes Denes, “Yaşayan Piramit”, 2015/2022.
Bu eser, SU Sakıp Sabancı Müzesi tarafından, Agnes Denes ile yakın işbirliği içinde gerçekleştirilmiştir.

1960’lardan günümüze ekolojik sanatın öncülerinden Agnes Denes’in Yaşayan Piramit isimli eseri, 13 Eylül 2022'de Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesinde sergilenmeye başlandı. Sanatçının 1969'da kaleme aldığı Manifesto, Yaşayan Piramit’e eşlik etmek üzere mermere işlendi ve müzenin daimi koleksiyonuna dahil edildi.

İlk olarak 2015 yılında New York’taki Socrates Heykel Parkı’nda ve ardından 2017'de documenta 14 kapsamında Kassel’deki Nordstadtpark’ta inşa edilen, mekâna özgü bir eser olan Yaşayan Piramit, doğal yaşam döngüsüne sahip bir heykel olarak da değerlendirilebilir. Piramidin teraslarında, her bir cephesine düşen güneş ve gölge miktarına göre belirlenerek İstanbul’un kent florası içinden sanatçı ile birlikte seçilen, yaklaşık altı yüz türde, iki bin adet bitki ve çiçek var. Piramit bahçede sergilendiği sürece değişecek ve dönüşecek; bitkiler filizlenecek, çiçek açacak, bazıları tohuma kaçacak, bazıları ölecek. Denes bu eseriyle, doğanın, insan uygarlığının en ikonik biçimlerinden biri olan piramit ile etkileşime girerken geçirdiği organik gelişimi gözler önüne sermeyi amaçlamıştır.

2 Kasım-26 Aralık 2022 arasında Sakıp Sabancı Müzesi’nin ev sahipliği yaptığı “Yaşayan Piramit Konuşmaları” Agnes Denes’in nazik, güçlü ve kapsayıcı sanatsal pratiğini mercek altına almıştır. Programda yer alan altı konuşmanın içeriğini bu yazıda sizin için derledik.

1. Yaşayan Piramit: Bitkilendirme Tasarımı ve Evreleri, Fatih Koçak

Piramidin bitkilendirmesini ve ekimini gerçekleştiren Nadir Bitkiler Fidanlığı’nın kurucusu Fatih Koçak, “Yaşayan Piramit: Bitkilendirme Tasarımı ve Evreleri” başlıklı konuşmasında Yaşayan Piramit’in yapım hikâyesini paylaşıyor. Dünyadaki bitki çeşitliliğinin sonsuzluğunu vurgulayan Koçak, çaprazlanmaların sürekli yeni türleri ortaya çıkararak daimî bir evrim yarattığını açıklıyor. İstanbul’un kadim bahçecilik kültürüne de değinerek Yaşayan Piramit’in tasarım ve bakım sürecini çeşitli nüanslarıyla ortaya koyuyor, gökyüzüne doğru dokuz metrelik bir kavis çizen ahşap terasların yapım aşamalarını, bitkilerin seçilme ve yerleştirilme sürecinde taşınan duyarlılıklarla birlikte yorumluyor. Koçak, bitkilerin farklı cephelerdeki güneş ve gölge miktarına göre konumlandırılması gibi teknik detayların yanı sıra, bitki renklerinin arka plandaki bahçe ile uyumu gibi estetik kriterleri de göz önüne seriyor.

Sakıp Sabancı Müzesi — “Yaşayan Piramit: Bitkilendirme ve Evreleri”

2. Agnes Denes’in Hayatı ve Sanatı Üzerine, Emma Enderby

New York’taki uygulamasında gökdelenlere karşıt bir yeşillikte, İstanbul’da ise bahçedeki yeşillere karşıt bir renklilikte tasarlanan Yaşayan Piramit, sanatçının çevreye bağlılığını içtenlikle dile getiren Manifesto’su (1969) ile sergileniyor. Agnes Denes’in Mutlaklar ve Aradakiler [Absolutes and Intermediates] (2019) adlı retrospektif sergisinin küratörlüğünü yapan Emma Enderby, “Agnes Denes’in Hayatı ve Sanatı Üzerine” başlıklı konuşmasında, Manifesto’daki “görünmeyeni görünür kılmak,” “ifade edilemeyeni ifade etmek,” “yeni şekillerde görmek,” “yaratıcılıkla takıntılı olmak” ve “güzellik ve kışkırtıcı düşünceler yaratmaya çalışmak” ifadelerinin altını çiziyor. Sanatçının 1960’lardan bu yana insanlığa yardım etmek amacıyla bilim, felsefe, dilbilim, ekoloji ve psikoloji gibi çeşitli disiplinleri bir araya getiren yaratıcı pratiğindeki öngörülü analizleri ortaya koyuyor.

Enderby’e göre, Agnes Denes’in davranış sistemlerimizin gezegeni nasıl tehdit ettiğini öngören eserlerinden biri, arazi sanatının yer edinmeye başladığı dönemde ortaya koyduğu Pirinç/Ağaç/Defin [Rice/Tree/Burial] (1968) adlı performatif ritüelidir. Bu ritüelin 1979’da New York’taki Art Park’ta ikinci uygulamasında, toprağa bir zaman kapsülü de gömmüştür. Gelecekle iletişim kurmakla ilgilenen ve toprağa sık sık zaman kapsülleri gömen sanatçı, bu kapsüle “Sevgili homo futuris”e hitaben yazılmış bir mektup ve “İnsanlığın bir gün yok olacağına inanıyor musunuz?” sorusuyla başlayan bir anketin cevaplarını içeren bir mikrofilm yerleştirmiştir. Denes’in oynadığı küçük oyun, eğer bir gün insanlığın soyu tükenirse, zaman kapsülünü kimin açacağı üzerinedir.

Enderby konuşmasında Agnes Denes’in dünyadaki yerimize dair öngörülerini, çeşitli ekosistemler için kurguladığı “geleceğin şehri” temalı projeler üzerinden de ortaya koyuyor. Bilgiyi görsel formlara dönüştürmeyi arzulayan; mantık, matematik, düşünme süreçleri, dil, zaman gibi daha önce görselleştirilmemiş şeyleri görselleştirdiği Felsefi Çizimler [Philosophical Drawings] adında bir serisi de vardır. Enderby, sanatçının eserlerine ve felsefesine dair yazılarını içeren İnsanlık Adına: Agnes Denes’in Yazıları [The Human Argument: The Writings of Agnes Denes] (2008) adlı kitabını, hayatını bilgi üretmeye ve bilgiyi kavramanın yollarını bulmaya adayan Denes’in yazılı eserlerinden yalnızca biri olarak ele alıyor.

Sakıp Sabancı Müzesi — “Agnes Denes’in Hayatı ve Sanatı Üzerine”

3. Toz: Ekolojinin Spektaküler ve Partiküler Politikası, Eray Çaylı

Denes’in bir başka kitabı, tozun bilimsel verileri ve tarihi üzerine on altı yıl boyunca çalışarak ürettiği Tozlar Kitabı’dır [Book of Dust] (1989). İçinde bulunduğumuz, Antroposen olarak nitelendirilen jeolojik çağı, homojen ve muğlak bir insanlık kabulü yerine yıkıcı siyasi projeler üzerinden tartışan İklimin Estetiği (2020) kitabının yazarı, Hamburg Üniversitesi öğretim üyesi Eray Çaylı, “Toz: Ekolojinin Spektaküler ve Partiküler Politikası” başlıklı konuşmasında Agnes Denes’in Tozlar Kitabı’nda etraflıca ele aldığı toz fenomenine odaklanıyor.

Denes, kozmik tozdan insan tozuna uzanan kitabında bir yıldızın ölümüne ait tozu; halüsinojenler, zehirler, kimyasallar, nükleer atıklar ve evsel toz parçacıkları gibi dünyevi toz halleriyle birlikte sunuyor. Çaylı ise, en az yüz yıldır pek çok sanatçı ve kuramcıya ilham kaynağı olan bu fenomeni ve yeni politik kavrayışlar sunmasını, son dönem Türkiye’si üzerinden değerlendiriyor. Türkiye’de 1980’lerden beri inşaat sektörünü besleyen hafriyatçı bir endüstri olan kum madenciliğini, Irak ile Suriye’den gelen kum fırtınalarını ve dronlarla kuş bakışı kaydedilen yanmış orman peyzajlarını şiddetli siyasi tarihleri açısından birbirine bağlarken; yıkım-yapım fasit dairesiyle yakından ilişkili bir gündelik hayat fenomeni olarak tozun cinsiyetlendirilmiş, sınıflı ve etnikleştirilmiş mikropolitikasını da ortaya koyuyor.

Agnes Denes’in toza odaklandığı daha erken bir çalışması, insan varoluşunu nicelleştirmeyi amaçladığı İnsan Tozu [Human Dust] (1969) adlı yerleştirmesidir. Bir insanın kalıntılarını ve kemiklerini, söz konusu insanın hayatı boyunca kaç kahve içtiği, kaç işte çalıştığı, kaç kez işe ya da tuvalete gittiği gibi verilerle listeleyen sanatçı, bu eserinde bir hayatı nasıl ölçebileceğinizi, nasıl belirli terimlerle düşünebileceğimizi ortaya koyar.

Sakıp Sabancı Müzesi — “Toz Ekolojinin Spektaküler ve Partiküler Politikası”

4. Sanat Yapıtlarının Hayatiyeti: Çardakkuşları, Bitki Piramitleri ve Mikroçipler, Gökhan Kodalak

Pratt Enstitüsü’nde mimarlık, kent ve doğa felsefesi üzerine dersler veren, Parsons Tasarım Okulu’nda tasarım stüdyoları yöneten mimar ve kuramcı Gökhan Kodalak, teknolojik objeleri ekolojik örgütlenmeler, sanat yapıtları ve mimari yapılar ile birlikte ele aldığı “Sanat Yapıtlarının Hayatiyeti: Çardakkuşları, Bitki Piramitleri ve Mikroçipler” başlıklı konuşmasında, hayatiyeti evrendeki tüm varoluş biçimlerine içkin, dağıtık bir süreklilik olarak okumaya odaklanıyor. Canlı varlıkları cansız varlıklara üstün sayarak hayatiyeti ortadan ikiye bölen dünya görüşünü Aristo’dan İbn-i Sina’ya, Linnaeus’tan Kant’a, Heidegger’den güncel bilimsel taksonomilere uzanan bir kuramsal altyapı üzerinden inceleyen Kodalak; evreni yaşayanlar ve yaşamayanlar, kendilerine özgü bir hayatiyete sahip olanlar ve olmayanlar, etken özneler ve edilgen nesneler olarak ayırmak yerine, tüm varoluşları hayatın farklı tezahürleri olarak kavramanın olasılığına bakıyor.

Sakıp Sabancı Müzesi — “Sanat Yapıtlarının Hayatiyeti: Çardakkuşları, Bitki Piramitleri ve Mikroçipler”

5. Agnes Denes ve Yaşar Kemal’in İki Eserine “Doğa-İnsan İlişkisi” Üzerinden Ekoeleştirel Bakış, Buket Uzuner

Buket Uzuner “Agnes Denes ve Yaşar Kemal’in İki Eserine ‘Doğa-İnsan İlişkisi’ Üzerinden Ekoeleştirel Bakış” başlıklı konuşmasında, insanı doğa ile bütünleşik düşünmenin mümkünatını Agnes Denes’in Yaşayan Piramit’i ve Yaşar Kemal’in Deniz Küstü romanına odaklanarak inceliyor. Otları, çiçekleri, ağaçları ve toprağı ana karakterleri kılan Yaşar Kemal, Deniz Küstü’de Marmara denizinin çürümesini kentin yozlaşmasının bir sembolü olarak okur. Buket Uzuner bu konuşmasında, Yaşar Kemal’in ekoeleştirel bir sorumlulukla kaleme aldığı nazik ve destansı anlatılarını Agnes Denes’in çerçevelere sığmayan evrensel işleriyle birlikte ele alır.

Uzuner’e göre her iki sanatçı da aidiyet ile ilgili sıkıntılar yaşamış; ancak bunların üstesinden gelerek alanlarında başarılı olmuşlardır. Ekolojik döngülerle çok erken yaşta ilgilenmeye başlayan, henüz gençliğinde göçmen kuşları gözlemlemeye yönelik bir sanat projesi geliştirmiş olan Denes’in Amerika’da verdiği mücadeleye, sanat dünyasının erkekler çemberinden geçerken yaşadığı zorluklara değinen Uzuner, sanatçının Manhattan’ın merkezinde, iki dönümlük bir atık sahasını bir buğday tarlasına dönüştüren Buğday Tarlası — Bir Yüzleşme [Wheatfield — A Confrontation] (1982) adlı ikonik müdahalesini anlatıyor. Denes’in Wall Street’in yakınında, Dünya Ticaret Merkezi’nin eteğinde, milyarlarca dolar değerinde bir arazi üzerinde ürettiği bu kamusal yerleştirme; dünyadaki açlığın, gıdanın, israfın, enerjinin, ticaretin, arazi kullanımı ve ekonomisinin ve daha genel olarak çevrenin kötü yönetimine dair paradoksal bir yorumdur.

Sakıp Sabancı Müzesi — “gnes Denes ve Yaşar Kemal’in İki Eserine “Doğa-İnsan İlişkisi” Üzerinden Ekoeleştirel Bakış”

6. Yeryüzünü Yeryüzüne Vermek. Agnes Denes’in Yaşayan Piramit Heykeli Eşliğinde Ekoloji, Biyosanat ve Biyoetik; Nazlı Pektaş, Ekin Kano, Kerem Ozan Bayraktar ve Nergiz Yeşil

Sanatıyla insanları önceliklerini yeniden düşünmeye çağıran ve insani değerler yaşam kalitesini güvence altına almadığı sürece hayatın kendisinin bile tehlikede olduğunu vurgulayan Denes, “Yeryüzünü Yeryüzüne Vermek. Agnes Denes’in Yaşayan Piramit Heykeli Eşliğinde Ekoloji, Biyosanat ve Biyoetik” başlıklı bu konuşmada, yeryüzünü sanat ile tercüme etmeye çalışan, doğayı temsil etmek yerine onu sanatsal üretime katmanın imkânlarını değerlendiren üç sanatçı tarafından ele alınıyor. Sanat tarihçi ve küratör Nazlı Pektaş moderatörlüğünde gerçekleşen sohbet, insan ile insan olmayan arasındaki sınırların belirsizliğini evrim, doğa tarihi ve medikal illüstrasyonlardan ilham alarak araştıran Ekin Kano; nesnelerin etki alanlarına, bireyselleşme süreçlerine ve dönüşümlerine yoğunlaşan; son dönemde sokak bitkileri, istilacı gemiler, jeneratif imgeler, oyuncak robotlar gibi farklı ölçek ve nitelikteki nesnelerle çalışan sanatçı ve akademisyen Kerem Ozan Bayraktar ve sanat yapıtlarında biyolojik malzeme kullanımına odaklanan sanatçı Nergiz Yeşil’i bir araya getiriyor. Sanatçılar, Agnes Denes’in müzenin bahçesinde büyüyen, yeşeren, çoğalan ve başka bahçelere de dağılan tohumlarını merkeze alıp kendi sanat yapma biçimlerini sorguluyor. “Sanat yaşayan bir heykele, performansa, üretim biçimine dönüşürken, aslında nelerin peşine düşüyor? Sürdürebilirlik tartışmaları eşliğinde yaşam kaynakları hızla azalırken doğanın kendisine tutunan sanatçı hangi üretim modellerini benimsiyor? Nelerden vazgeçiyor ve neleri sahipleniyor?” gibi sorulara odaklanıyorlar.

Son kırk yılının büyük bir kısmını ekolojik ve felsefi fikirlerini her coğrafyada sunarak geçiren ve dünya çapındaki galeri ve müzelerde altı yüzden fazla sergiye katılan Agnes Denes, sanatıyla ilham vermeye ve insanları eyleme teşvik etmeye devam ediyor. İnsanın doğayla etkileşimini uygarlığın en ikonik biçimlerinden piramit formu ile ele almasını “Piramitler matematiğe dayalıdır ve böylece bir tür kusursuzluğa erişirler, fakat aynı zamanda temsil ettikleri ve görselleştirdikleri tüm kusurları da içerirler,” sözleriyle açıklayan sanatçı, piramit formunu yaklaşık yarım yüzyıldır desenden heykele farklı mecralarda bir metafor olarak kullanarak toplumsal hiyerarşileri de sorguluyor.

Bütün bu konuşmaların ve sorgulamaların çıkış noktası olan Yaşayan Piramit, SSM’nin bahçesinde sizleri bekliyor.

--

--